KONULAR
Başkomutan’dan Büyük Taarruz ve Büyük Zafer
25 Ağustos 1922, gece yarısı; Kocatepe ile Şuhut arasında çadırların kurulduğu vadide sessizlik hâkimdi. Petrol ve mum fenerleriyle aydınlatılan çadırlı ordugâhın önünden akan küçük derenin şırıltıları, gecenin koyu sessizliğine karışıyordu. Yavaş yavaş hareketlenmeler başlamıştı. Başkumandan Mustafa Kemal, çadırda, henüz bozulmamış portatif karyolasının üzerinden aldığı tabanca kemerini kuşanıyordu. Eldivenleri elindeydi, tıraş olmuştu. Hazırolda bekleyen yaveri Muzaffer Kılıç’a, “Hazır mıyız” dedi. Fevzi ve İsmet paşaların karargâhları da sık ağaçlarla kaplı ve her iki yanı yalçın tepelerle çevrilmiş vadinin içindeydi. Başkumandan ve karargâhı, Kocatepe’ye yöneldi. Öne doğru eğilerek yürüyordu. Atlarla ağır ağır zirveye ulaşıldığında Başkumandanlık forsu Kocatepe’ye dikildi, ordu ve kolordu forsları da onu çevreliyordu. Başkumandan, karanlıkların içine işleyen bakışlarıyla ileriye doğru eğilmişti; kararlılıkla “Allah Türk milletini ve ordusunu koruyacaktır” dediği duyuldu. Vakit gelmişti…
Ancak bu vakte o kadar kolay gelinmemişti. Başkomutan Mustafa Kemal, Büyük Taarruz öncesinde içte ve dışta büyük zorluklarla karşı karşıyaydı. Sakarya Zaferi’nden sonra, 3-4 ay geçmemişti ki, Meclis’te Sakarya Zaferi’ni unutanlar, Mustafa Kemal ve onun gibi düşünenlere karşı olmak, ileri gitmek isteyenler, kendilerini göstermeye başlamıştı. Atatürk’ün Nutuk’ta anlattığı uyarınca; muhaliflerin, Meclis’te orduya karşı açtıkları akım da sürüyordu. Durmadan ordunun saldırı yeteneği olmadığından ve artık sorunun politik önlemlerle çözümlenip sonuçlandırılmasının zorunlu olduğundan söz ediliyordu.
Saldırı kararı veriliyor
Gerçekte ordu, gereksinim ve eksiklerini tamamlamak üzereydi. Mustafa Kemal, daha haziran ortalarında saldırmaya karar vermişti: “Bu kararımı, Cephe Komutanı ile Genelkurmay Başkanı ve Millî Savunma Bakanı, yalnız, bunlar biliyorlardı. Saldırı için hazırlıkların hızla tamamlanması ile ilgili kararlar aldık. Düşman ordusu, büyük ve kuvvetli bir grupla Afyon-Dumlupınar arasında bulunuyordu. Bir başka kuvvetli grubuyla da Eskişehir bölgesinde idi. Biz, Batı Cephesi’ndeki kuvvetlerimizi, iki ordu olarak örgütlemiş ve düzenlemiştik.”
Taarruz hazırlıkları ve yanıltmalar
Bu sırada, Ankara’da Hükümetin savaş planları konusunda kararsızlık içinde bulunduğuna dair söylentiler çıkarılır. Bu yoldaki haberlere gazetelerde yer verilir. Bu söylentiler Türk ordusunun daha bir süre herhangi bir harekette bulunamayacağı kanısını uyandırmaktadır. Özellikle Yunanlar böyle düşünmektedir. Dünya basınında da, “Kayıtsızlığa alışmış Türklerden ne beklenir ki!” yolunda yazılar çıkar.
Ancak, durum hiç de böyle değildir. Eskişehir’de, güçlü Yunan ordusunun karşısında bulunan Türk kuvvetleri gizlice ve gecenin karanlığında, yaya olarak güneye iner ve Afyonkarahisar demir yolunun kavşak noktası ile çevresine ve şehrin güneyinde bulunan Dumlupınar tepelerinde mevzilenir. Türk birliklerinin buralarda bulunabileceğini kimse hatırından bile geçirmiyordu. Eskişehir’deki üç Yunan tümeninin karşısında sadece bir Türk alayı bırakılır. Fakat bu alay geceleri, burada Türk tümenleri varmış görüntüsünü vermek için bol bol ateş yakıyor, gündüzleri de çok sayıda tümenin yapabileceği kadar toz duman çıkarıyordu. Ve Büyük Taarruz’un vakti artık geliyordu.
26 Ağustos 1922 sabahı saat 5.30: Bir anda cehennemi bir gümbürtü ufku sarsmıştı… Türk topçusu, piyade hücumunu hazırlamak üzere toplarını ateşlemişti. Başkumandan Mustafa Kemal, “Allah Türk milletini ve ordusunu koruyacaktır” diyerek Büyük Taarruz’u başlatmıştı. Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa ve Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa ve komutanlar oradaydılar. Yunan komutanlar ise top atışları başladığı zaman, Afyon'daki bir balodan üç saat önce dönmüşlerdi ve büyük bir şaşkınlık içindeydiler.
Top atışlarının ardından piyadeler ilerlemeye başladı ve bütün cephede düşmanla temasa gelindi.
Saat: 6.55: Türk ordusunun süngü hücumuna kalkan bazı tümenleri ilk olarak Tınaztepe'yi ele geçirdi.
Saat: 9.00: Belentepe’de artık Türk askeri vardı.
Saat: 11.25: Türkmentepe de alındı.
Meclis gizli toplanıyor
Aynı saatlerde gizli oturum yapan Meclis’te, Fevzi Paşa'nın saldırının başladığını bildiren telgrafı okunuyordu. Başbakan Rauf Bey’in, bunun birkaç gün gizli tutulmasını istemesinden sonra, ordunun başarısı için dua okunuyor ve telgrafa verilen cevapta, Tanrı'dan orduyu muzaffer kılması dileğinde bulunuluyordu. Afyon'da büyük bir saldırıya geçildiğini öğrenen Ankara halkı, uykusuz bir gece geçirmişti.
27 Ağustos Pazar, Saat 4.00: Türk birlikleri, dalgalar halinde Yunan mevzilerine saldırdı. Yunanların bir yıldan beri tahkim ettiği mevziler ele geçirilmeye başlandı. Yunan Birinci Kolordu Komutanı Trikopis, karşı saldırıya geçilmesini emrettiyse de; değil karşı saldırıya geçmek, yerinde tutunmanın zorlaştığı, durumu iyileştirmenin imkânsız olduğu cevabını alıyordu. Afyon'un boşaltılması ve kuvvetlerin önceden tespit edilen yere çekilmesi emredildi. Yunanlar, Birinci Kolordu tarafından bırakılan malzemeyi imha ederek Afyon'u terk etti. Bütün Yunan mevzilerine şiddetli darbeler indiren Türk birlikleri, Afyon'a girdi. Yunanlar, Sincanlı Ovası’na atıldı. Süvari Kolordusu, Yunan çekilme hattına hâkim oldu.
28 Ağustos Pazartesi, Üçüncü gün: Türk subay ve erleri, şevkle dövüşüyor; şiddetli çarpışmalar yaşanıyor. Yunanlardan savaş araç ve gereçleri ele geçiriliyor; Yunan kuvvetleri yarılıyor. Yunan Başkomutanlığı İzmir'e giden hatların korunmasını emrettiyse de hatlar kesik olduğundan Papulas bu emri alamıyordu. Yunan 1. Tümen Komutanı Franko, zayiatın büyük olduğunu, erlerin savaşmak istemediğini bildiriyordu. Yunan ordusunun birlikleri arasında bağlantı da kurulamıyordu. İsmet Paşa, 1. ve 2.Ordulara, düşmanın savaşı nerede kabul edeceğinin belli olmadığını, amacın onu Anadolu içinde imha etmek olduğunu, çekilme yolunun kesilmesi gerektiğini emrediyordu.
İlerleyen saatlerde; Yunanların ilk hatları tamamen ele geçirilmiş ve çekilme yolu tamamen tutulmuştu. Yunan ordusu Dumlupınar'da toplanmış ve İzmir'e çekilme karan almıştı.
Başkomutan Afyon’da
Bu ezici üstünlüğün ardından Başkomutan Mustafa Kemal, Afyon'a gitti. Şehir alevler içindeydi. Halk, kumandanlara sevgi gösterilerinde bulunuyordu. Mustafa Kemal, Belediye dairesine geçmişti. Afyon halkı, şehirden geçen Türk askerlerine ikramda bulunmakta âdeta yarışıyordu. Yol kenarlarına dizilmişler, askere su, helva, pilav dağıtıyorlardı.
29 Ağustos Salı: Büyük Taarruz'un 4’üncü günü: Türk ordusu, başarıyla taarruz harekâtını sürdürürken, Yunan ordusunda çekilme, dağınıklık ve umutsuzluk devam ediyordu. Bunun farkında olan Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa, Birinci Ordu ve Üçüncü Süvari Tümeni Komutanlıklarına, düşmanın Anadolu'da imha edilmesi emrini veriyordu. Yunan subaylarının çoğu savaşa devamın faydasız olduğu kanısını taşıyordu. Yunan Komutan Trikopis, bazı savunma önlemleri aldıktan sonra kuvvetlerin tek açık hat olan Çalköy'e çekilmelerini emrederek, kuvvetlerini kurtarmaya çabalıyordu. Trikopis grubunun durumu ümitsizleşmişti. Trikopis, ağır topların taşınması mümkün olmadığından namlu kapaklarının alınarak topların terk edilmelerini; ancak (B) Ordusu'ndan (İkinci Kolordu) kalan telsizin taşınmasını istemişti; fakat askerler onu da tahrip ederek yerinde bırakarak, kaçıyorlardı.
Mustafa Kemal, Fevzi ve İsmet paşalar ise gece Afyon'daydılar. Paşalar, durumu gözden geçirerek saldırının şiddetle devam ettirilmesine, düşmanın durmaksızın kovalanmasına karar veriyorlardı.
30 Ağustos Çarşamba: Büyük Taarruz'un 5’inci günü: Afyon’da güneşin ışıkları henüz şehri aydınlatmamış; gün doğmak üzere… Başkomutan Mustafa Kemal, geceyi geçirdiği Karahisar belediye dairesinde; karşısında, az önce kendisini uyandıran Batı Cephesi Harekât Şubesi Müdürü Tevfik (Bıyıklıoğlu) Bey duruyor, elinde bir harita var. Tevfik Bey, az önce savaşta son durumu saptadığı haritayı İsmet Paşa’ya göstermiş, o da kendisini Başkomutan’a göndermiştir.
Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal, Dumlupınar'da eşi Latife Hanım ile Başkomutanlık Meydan Savaşı’nın ikinci yıldönümü dolayısıyla 30 Ağustos 1924 günü katıldığı “Meçhul Asker Anıtı”nın temel atma töreninde, o heyecanlı saatleri şöyle anlatacaktır: “Hemen yataktan fırladım. Arkadaşlar, haritada gördüğüm şey şuydu ki, ordularımız düşmanın önemli kuvvetini kuzeyden, güneyden, batıdan kuşatmaya uygun bir durum almış bulunuyorlardı. Hemen Fevzi ve İsmet paşaları çağırınız, dedim; üçümüz toplandık. Durumu bir daha düşündük ve kesinlikle karar verdik ki, Türk’ün gerçek kurtuluş güneşi 30 Ağustos sabahı ufuktan bütün parlaklığıyla doğacaktır. Bu karara göre ordulara yeni emir yazıldı.
Dumlupınar Zaferi
Ordulara 6.30'da gerekli talimat verilir. İsmet Paşa, birinci ve ikinci ordulara, düşmanın bir an önce kaçıp kurtulmaya çalıştığını bildirerek Dumlupınar'ın hızla alınmasını, düşmanın tamamen teslim olmaya mecbur edilmesini emreder. Birinci Ordu karargâhına giden ve esir subaylardan bilgi alan Başkomutan ise Trikopis ve Diyenis'in de çemberin içinde kaldığını bildirerek bunların da esir alınmasını emreder. Türkçe bildiği anlaşılan Selanikli esir subay, bu emri duyunca baygınlık geçirir.
Mustafa Kemal, saat 14'te, hareketi bizzat yöneteceği tepeye çıkar. Güneşin Dumlupınar’da tepeye yükseldiği saatlerde başlayan şiddetli savaş akşama kadar sürer. Yunanlar, kaçmak istedilerse de bunu başaramazlar. Bir köy halkı, Yunanların kaçmasını önlemek için demir yolunu tahrip etmiştir. Yunan Bağımsız Tümeni, Yunan ordusuyla bağlantı kuramayarak batıya çekilir.
Sonradan “Başkomutanlık Meydan Savaşı” adı verilecek “Dumlupınar Savaşı”, Türk ordusunun Yunan ordusunu biraz daha küçültmesi ve perişan etmesiyle sonuçlanır. Mustafa Kemal, akşam, Dumlupınar köyüne gider. Yanlarında eşya yoktur; oda döşemeleri, peykeler veya toprak üzerinde yatılarak sabah edilir.
Güneş yine doğudan doğuyor
Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal, yine “Meçhul Asker Anıtı” töreninde, manzarayı şöyle betimliyordu:
“Bu ovadan, kuzeyden ve güneyden birbirini izleyen vurucu hatlarımızın, batışa yaklaşan güneşin son ışıklarıyla parlayan süngüleri her an daha ileride görülüyordu. Bataryalarımızın aralıksız ve amansız ateşleri düşman alanlarını, içinde durulmaz bir cehennem haline getiriyordu. Güneş batıya yaklaştıkça ateşli, kanlı ve ölümlü bir kıyametin kopmak üzere olduğu bütün ruhlarda duyuluyordu. Bir zaman sonra dünyada büyük bir yıkım olacaktı. Ve beklediğimiz kurtuluş güneşinin doğabilmesi için bu yıkım gerekliydi. Gerçekten gökyüzünün karardığı bir dakikada Türk süngüleri düşman dolu o sırtlara saldırdılar. Artık karşımda bir ordu, bir kuvvet kalmamıştı. Artık gecenin koyulaşan ağırlığı, sonucu gözle görmek için güneşin tekrar doğudan doğmasını beklemeyi zorunlu kılıyordu.”
İlk hedef Akdeniz!
Başkomutan Mustafa Kemal, 1 Eylül’de ordulara yayımladığı bildiride özetle şunları kaydeder:
“Zalim ve gururlu bir ordunun asıl kuvvetlerini inanılmayacak kadar az bir sürede yok ettiniz. Sahibimiz olan büyük Türk milleti, geleceğinden emin olmaya haklıdır. Bütün arkadaşlarımın Anadolu'da daha başka meydan savaşları verileceğini göz önüne alarak ilerlemesini ve herkesin akıl gücünü, yiğitlik ve hamiyet kaynaklarını yarışırcasına vermeye devam etmesini dilerim. Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz'dir! İleri!








