Halk TV, kanalın sahibinin de aralarında bulunduğu bazı kişilere yönelik bir soruşturma kapsamında sulh ceza hakiliği kararıyla el konularak kayyıma yönetimine devredildi.

Halk TV kayyıma devredildi 

Halk TV, kanalın sahibi Cafer Mahiroğlu'nun da aralarında bulunduğu bazı kişilere yönelik bir soruşturma kapsamında sul ceza hakimliğince el konularak kayyıma yönetimine devredildi.

İstanbul'daki merkez binasına sabah erken saatlerde polis ekipleri geldi ve binada arama başlattılar.  Bu sırada binanın bulunduğu cadde trafiğe kapatıldı. Çalışanların binaya girmesine izin verilmedi. 

Halk TV'ye atanan kayyum da polis ekipleriyle yayın kuruluşunun binasına geldi.  Halk TV Genel Yayın Yönetmeni Suat Toktaş’ın canlı yayının devam etmesi yönündeki kararına kayyım karşı çıktı.  Kayyım heyeti başkanı canlı yayın akışını durdurdu. 

Mahiroğlu hakkında soruşturma

Alınan bilgiye göre, Halk TV'nin kayyıma devredilmesi atanması kanalın sahibi Cafer Mahiroğlu'nun da aralarında bulunduğu şüphelilere yönelik bir soruşturma kapsamında gerçekleşti. 

Soruşturma kapsamında, Cafer Mahiroğlu'nun İzmir Büyükşehir Belediyesi nezdindeki bağlantılarını kullanarak BUSTECH Araç Bakım Onarım Hizmetleri Anonim Şirketi'nin kurulmasını sağladığı ve şirket yönetimini belirlediği kişilere devrettiği iddia ediliyor. Belediye ihaleleri kapsamında gerçekleştirilen işlemler üzerinden haksız menfaat temin edildiği öne sürüldü.

Soruşturma kapsamında 17 şüpheli hakkında gözaltı kararı verildi. Sabah saatlerinde gerçekleştirilen eş zamanlı operasyonlarda 11 şüpheli gözaltına alındı. Şüphelilerden dördünün yurt dışında bulunduğu, birinin cezaevinde bulunduğu belirlendi; bir kişi ise arınıyor. 

Soruşturma kapsamında Mahiroğlu'nun ortağı, yöneticisi veya ilişkili olduğu belirlenen şirketlere sulh ceza hakimliği kararıyla el konulduğu ve TMSF'nin bu şirketlere kayyum olarak atandığı açıklandı. 

Karara tepkiler

Halk TV’ye TMSF’nin kayyım olarak atanmasına başta siyaset ve medya dünyası olmak üzere değişik kesimlerden tepki aldı.  Gösterilen tepkilerden bazıları şöyle:

-Özgür Özel (YENİ Parti Genel Başkanı): “Şafak vakti bir televizyon kanalına polis baskını yapıp, kayyım atamak ancak diktatörlerin yapacağı iştir. Maalesef ülkemizi bu hale getirdiler. Millet, fon soygununun hesabının sorulmasını isterken… Ekonomik kriz, geçim derdi, adaletsizlikler ülkemizin her yerinde sürerken…Tam da Türkiye’nin en büyük siyasi davasında savunmanın başlayacağı gün, bunu yaptılar. Belediyelere kayyım atayıp milletin iradesine çökenler, şimdi milyonların izlediği Halk TV’ye kayyım atadılar. Çünkü ACİZ ve KORKAKLAR!

Halk TV’nin, basın özgürlüğünün, orada çalışan yüzlerce emekçinin ve ailelerinin yanındayız. Yargıyla siyaseti, kollukla haberciliği, kayyımla millet iradesini terbiye edeceğini sananlar tarihin en büyük yanılgısı içindeler. Türkiye bu kötülüğü yenecek. Halkımızı bu mücadeleye sonuna kadar sahip çıkmaya davet ediyoruz. Millet kazanacak, darbeciler, vesayetçiler YENİLECEK.”

-DEM Parti: “Halk TV’ye polis baskını yapılması ve kayyım atanması basın ve ifade özgürlüğüne ve halkın haber alma hakkına yönelik bir saldırıdır.

Basının özgür olmadığı, farklı seslerin susturulmaya çalışıldığı bir yerde demokrasiden, hukuktan ve özgürlüklerden söz edilemez. Farklı görüşleri dile getiren, iktidarın politikalarını eleştiren gazetecilerin ve medya kuruluşlarının baskı altına alındığı bir ülkede evrensel gazetecilik ilkelerinden ve halkın haber alma hakkından bahsedilemez. 

Baskı politikalarında ısrar etmek toplumsal güveni zedelemekte ve ortadan kaldırmaktadır. İktidarı, basın ve ifade özgürlüğünü hedef alan bu uygulamalardan vazgeçmeye, demokrasiyi güçlendirecek adımlar atmaya ve barışın toplumsallaşması için demokratik zeminde hareket etmeye çağırıyoruz.”

-Erkan Baş (TİP Genel Başkanı): “Sabah 5.30’da polis baskını ile yayın durdurmak ve kanal yönetimine kayyum atamak da bu iktidara yakışırdı!

Halkın seçtiği milletvekillerini, belediye başkanlarını cezaevinde tutup, belediyelere zor yoluyla çökenler, halkın haber alma hakkına da el koyuyorlar, kendilerine biat etmeyen basını susturmaya çalışıyor! Halkın iradesini de sesini de teslim alamayacaksınız!”

-Ümit Özdağ (Zafer Partisi Genel Başkanı): “Muhalif kanal Halk Tv’ye kayyum atandı. Muhalif gazeteciler tutuklu ve tutuklanıyor.  Muhalif sosyal medya hesapları erişime kapatılıyor. Halkı kin ve düşmanlığa teşvik ve yanıltıcı bilgiyi yayma suçlamaları muhalefeti susturmak için araçsallaştırılmış durumda. Fon yolsuzluğu ise kapatılmak ve normalleştirilmek isteniyor. 

Türk halkı artan baskıları, kapatılan yolsuzlukları, PKK ile pazarlıkları sessiz ancak öfkesini içine atarak izliyor. Sandıkta 1950 seçimleri tekrarlanacak. Halk YETER ARTIK diyecek. Halk kazanacak, demokrasi kazanacak, hukuk kazanacak, özgürlük kazanacak.”

-Mansur Yavaş (ABB Başkanı): “2026 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde Türkiye, 180 ülke arasında 163. sırada. Bu tablo, ülkemizde basın özgürlüğünün geldiği noktayı bütün açıklığıyla ortaya koyuyor. Oysa Anayasamızın 28. maddesi son derece açıktır: ‘Basın hürdür, sansür edilemez.’

Basın özgürlüğü, yalnızca gazetecilerin değil, halkın doğru haber alma hakkının da güvencesidir ve eleştiri suç değil demokrasinin vazgeçilmez bir parçasıdır. En çok izlenen haber kanallarından biri olan Halk TV’ye kayyum atanması, basın özgürlüğüne ve halkın haber alma hakkına yönelik açık bir müdahaledir!”

-Nazmi Bilgin (Gazeteciler Cemiyeti Başkanı): “Türkiye, demokrasi ve basın özgürlüğü açısından kapkara bir güne uyandı. Halk TV’ye kayyum atanması ve yayınlarının durdurulması, halkın haber alma ve bilgilenme hakkına yönelik ağır bir müdahaledir. Bilgilenme hakkı, demokrasinin sağlıklı işleyişi için yaşamsal önemdedir. Bu hakkın bugün bir kez daha ağır biçimde ihlal edilmesini kabul etmiyoruz.

Bugün tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun 19 Mart 2025’te gözaltına alınmasından yaklaşık 19 ay sonra, İBB davasında dört gün boyunca savunma yapacağı duyurulmuştu. İmamoğlu’nun savunmasının başlayacak olması, kamuoyunun yakından izlediği bu yargı sürecinde gazeteciliğin sorumluluğunu daha da artırıyor.

Henüz basılmamış bir kitabın yasaklanmasının ardından, şimdi de savunmanın haberleştirilmesi mi engellenmek isteniyor? Duruşmada yaşananları izlemek ve halka aktarmak basının, bilgiye erişmek ise yurttaşların hakkıdır.

Fon skandalını haberleştiren gazetecilerden bazılarının tutuklanması, bazılarının ayağında kelepçe ile ev hapsinde tutulması, basın üzerindeki baskıya ilişkin kaygılarımızı artırıyor.

Gazetecilerin haberleri ve sordukları sorular nedeniyle özgürlüklerinden mahrum bırakılması, soruşturmalara uğraması, haberlerine ve sosyal medya hesaplarına erişimin engellenmesi bütün basın camiasına ve toplumun haber alma hakkına yönelmiş bir tehdittir.

24 Ekim 2025 tarihinde TELE 1’e kayyım atanmasından bir yıl sonra, Türkiye’nin en çok izlenen haber kanallarından biri olan Halk TV’ye yönelik bu müdahale, gazetecilere dönük tutuklama ve ev hapsi kararları ve sansürlerle birlikte değerlendirildiğinde, medyanın korkutulup sessizliğe ve biata zorlanmak istendiği ortadadır. Basın kuruluşlarının bağımsız çalışması ve yurttaşların doğru bilgiye erişebilmesi demokrasinin vazgeçilmez koşuludur.

Gazeteciler Cemiyeti olarak Halk TV’de çalışan meslektaşlarımızın yanındayız. Kayyum kararına son verilmesini, kanalın yayın özgürlüğünün güvence altına alınmasını ve gazetecilerin görevlerini baskı görmeden yapabilmesini istiyoruz. Tüm kamuoyunu demokrasiye, özgür basına ve halkın haber alma hakkına sahip çıkmaya çağırıyoruz.”

-Medya Dayanışma Grubu: “Halk TV’ye kayyım atanması basın özgürlüğüne müdahaledir Türkiye, medya özgürlüğü açısından son derece kaygı verici bir güne uyandı. Halk TV’ye kayyım atanması ve kanalın yayınlarının durdurulması, bir medya kuruluşunun yönetimine müdahalenin ötesinde, gazetecilerin çalışma özgürlüğünü ve toplumun haber alma hakkını etkileyen ağır bir uygulamadır.

Bir medya kurumunun sahiplik yapısı veya şirket ilişkileriyle ilgili iddialar, hukukun güvenceleri içinde, şeffaf ve adil bir yargı süreciyle incelenmelidir. Ancak bu iddialar, haber kuruluşunun yönetimini devralmaya ve yayın faaliyetini durdurmaya gerekçe yapılamaz. Soruşturma yürütülmesi ile bir medya kuruluşunun editoryal bağımsızlığını ortadan kaldırmak birbirinden ayrı konulardır.

Anayasa’nın 29. maddesi, süreli veya süresiz yayınların önceden izne ya da mali teminata bağlanamayacağını; haber, düşünce ve kanaatlerin serbestçe yayımlanmasını engelleyen veya zorlaştıran şartlar konulamayacağını hükme bağlar. Anayasa’nın 30. maddesi de kanuna uygun şekilde kurulmuş basın işletmelerinin matbaa ve basın araçlarının suç aleti olduğu gerekçesiyle zapt edilmesini veya işletilmekten alıkonulmasını yasaklar. Bu hükümler, basın kuruluşlarının faaliyetlerini sürdürebilmesinin anayasal güvence altında olduğunu ortaya koymaktadır. Halk TV’ye yönelik müdahalenin hukuki dayanağı ve bu güvencelerle ilişkisi kamuoyuna açıklanmalıdır.

Uluslararası insancıl hukuk da savaş koşullarında gazetecilerin korunmasını öngörür. Cenevre Sözleşmelerine Ek I http://No.lu Protokol’ün 79. maddesi, tehlikeli mesleki görevlerini çatışma bölgelerinde sürdüren gazetecileri sivil kabul eder. Sivil nesneler de askeri hedef niteliği kazanmadıkları sürece saldırıların hedefi yapılamaz. Bu korumalar, gazetecilerin ve sivil amaçla kullanılan medya araçlarının en ağır koşullarda dahi korunması gerektiğini hatırlatmaktadır.

TELE1’e kayyım atanmasının üzerinden yaklaşık bir yıl geçmişken aynı kişinin Halk TV’de de kayyım olarak görevlendirilmesi ayrıca düşündürücü ve üzücüdür. İbrahim Paşalı’nın önce TELE1, ardından Halk TV için bu göreve getirilmesi, kayyım uygulamasının medya kuruluşlarında tekrarlanan bir müdahale yöntemine dönüşebileceği kaygısını güçlendiriyor.

Halk TV’ye yönelik müdahalenin, Ekrem İmamoğlu’nun savunmasının başladığı gün gerçekleşmesi de kamuoyunun yargı sürecinden haberdar edilmesine ilişkin kaygıları artırıyor. Henüz basılmamış bir kitabın yasaklanmasının ardından, savunmanın ve duruşmada yaşananların haberleştirilmesi de mi engellenmek isteniyor? Gazetecilerin duruşmaları izleyip kamuoyuna aktarması, yurttaşların da bu bilgilere erişmesi demokratik toplumun temel gereklerindendir.

Fon skandalına ilişkin haberleri nedeniyle gazetecilerin tutuklanması, bazılarının elektronik kelepçeyle ev hapsinde tutulması ve gazetecilerin haberlerine ya da sosyal medya hesaplarına erişim engelleri getirilmesi, basın üzerindeki baskıya ilişkin kaygıları artırıyor. Gazetecilerin haberleri ve sordukları sorular nedeniyle soruşturmalara uğraması veya özgürlüklerinden mahrum bırakılması, yalnızca ilgili gazetecileri değil, toplumun bilgiye erişim hakkını da hedef alır.”