KONULAR
Bahçeli, Öcalan için statü önerdi: ‘Barış süreci ve siyasallaşma koordinatörlüğü’
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Abdullah Öcalan’ın statü meselesinin konuşulması da daha önce ifade ettiğimiz gibi, bizim açımızdan önemlidir” “Barış süreci ve siyasallaşma koordinatörlüğü” statüsünü önerdi.
Bahçeli, “Cumhur İttifakı, yalnız seçim dönemlerinde kurulan sandık birlikteliği” olmadığını da belirterek, “Kabine, bürokrasi ve Cumhur İttifakı unsurları aynı hedefe bakmalı, aynı istikamete yürümeli, aynı tarihî sorumluluğun ağırlığını taşımalıdır. Her bakanlık bir cephe, her kurum bir mevzi, her karar Türkiye’nin büyük yürüyüşünün parçası olarak görülmelidir” dedi.
Bahçeli, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Türkiye’nin farklı coğrafyalarla temas kurabilen nedir ülkelerden biri olduğunu ifade etti.
Türkiye’nin dış politika barışı ve istikrarı önceleyen bir çizgiye sahip olduğunu anlatan Bahçeli, kendi dış politikasını kendi millî çıkarları, kendi güvenlik öncelikleri ve kendi stratejik çizgisi çerçevesinde yürüttüğünü söyledi.
Devlet Bahçeli, şöyle konuştu:
“Türkiye’nin barıştan yana duruşu, Doğu Akdeniz’de, Ege’de ve Kıbrıs’ta aleyhimize gelişen oldubittilere sessiz kalacağı anlamına gelmez. ‘Yurtta sulh, cihanda sulh’ mefkuresinin şekillendirdiği dış politikamız gereği Türkiye gerilim arayan bir ülke olmamıştır; fakat haklarını, güvenlik alanını, deniz yetki sahalarını, Kıbrıs Türkünün varlık hakkını ve Ege’deki denge hukukunu yok sayan her adım karşısında kararlı bir Türkiye bulur.
Fransa’nın, Yunanistan’ın, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin ve İsrail’in Doğu Akdeniz’de kurmaya çalıştığı güvenlik ve enerji merkezli temaslar dikkatle takip edilmelidir. Her devlet kendi dış politikasını yürütür, kendi ittifaklarını kurar. Fakat bu ittifakların Türkiye’yi çevreleme, Kıbrıs Türkünü sıkıştırma, Ege’de mevcut dengeyi bozma veya Doğu Akdeniz’de Türkiye’ye rağmen fiilî durum üretme amacına yönelmesi hâlinde buna kayıtsız kalmamız beklenemez.
Macron’un siyasi ölçeğini aşan Napolyonculuk
Fransa’nın bölgeye tarihî komplekslerle, sömürgecilik döneminden kalma alışkanlıklarla ve anakronik güç tasavvurlarıyla bakması istikrar üretmez.
Sayın Macron’un siyasi ölçeğini aşan Napolyonculuk hevesine kapılması, dost ve hatta çoğu zaman müttefik olan Türk ve Fransız milletleri arasındaki yüzyıllara sâri kadim ilişkilere fayda sağlamaz. Fransa, Doğu Akdeniz’de Türkiye karşıtı dar hesapların aparatı hâline gelirse bundan bölge barışı, Avrupa güvenliği ve Fransa’nın itibarı zarar görür.
Kıbrıs’ta toprak alım satımı
Şu hususun altını ehemmiyetle çiziyorum: Yunanistan’ın maksimalist taleplerle hareket etmesi hukuk üretmez. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin adanın tamamı adına konuşma alışkanlığı meşruiyet üretmez. İsrail’in kendi güvenlik endişelerini Türkiye karşıtı bölgesel bir düşmanlığa dönüştürme arayışı kalıcı barış üretmez. Bölgeyi dar hesaplara göre yönlendirmeye çalışanlar, yalnız kendileri için değil, bütün bölge için yeni risk kapıları açarlar.
Kıbrıs meselesi de bu çerçevede ayrıca değerlendirilmelidir. Kıbrıs yalnız müzakere başlığı veya diplomasi dosyası sayılamaz. Kıbrıs; Türkiye’nin güvenlik derinliği, Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanları, Kıbrıs Türkünün varlık hakkı ve Türk milletinin stratejik hafızasıdır. Kıbrıs’ta toprak alım satımı, yabancı mülkiyeti, stratejik bölgelerde taşınmaz yoğunlaşması ve ekonomik nüfuz üretme girişimleri sıradan ticari işlem gibi görülemez. Toprak yalnız tapu kaydı sayılamaz; kimi zaman egemenlik hakkının belgesi, kimi zaman güvenlik teminatı, kimi zaman gelecek nesillerin hakkıdır.”
Bahçeli, Kıbrıs Türkü’nün haklarının “başkalarının insafına terk edilemeyeceğini” belirterek, “Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin varlık hakkını koruyacak; Doğu Akdeniz’deki meşru çıkarlarını başkalarının onayına bağlamayacak; Ege’deki denge hukukunun aşındırılmasına müsaade etmeyecektir” dedi.
Ekonomik, kültürel ve teknoloji seferberlik
Dünya yeniden şekillenirken Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu şeyin bütün alanları aynı hedefe bağlayan kapsamlı millî seferberlik anlayışı olduğunu ifade eden Bahçeli şöyle devam etti:
“Geciktiremeyeceğimiz sefer bellidir: Ekonomik, kültürel ve teknolojik seferberlik. Ekonomik seferberlik; üretimin büyütülmesi, yatırım ortamının güçlendirilmesi, ihracat pazarlarının genişletilmesi, tarımda verimliliğin artırılması, sanayide katma değerin yükseltilmesi, enerji güvenliğinin tahkim edilmesi ve müteşebbisin dünyaya açılmasıdır.
Kültürel seferberlik; Türkiye’nin tarihî birikimini, dilini, sanatını, eğitim kurumlarını, yayıncılığını, dizilerini, sinemasını, mimarisini, şehir hafızasını ve insanî diplomasi kabiliyetini daha etkili biçimde dünyaya taşımasıdır.
Teknolojik seferberlik ise savunma sanayiinde kazanılan özgüvenin yazılıma, yapay zekâya, siber güvenliğe, sağlık teknolojilerine, tarım teknolojilerine, enerji teknolojilerine, uzay çalışmalarına, ulaştırma sistemlerine ve dijital ekonomiye yayılmasıdır.
Terörsüz Türkiye hedefinin burada ayrı yeri vardır. Terörün tasfiye edildiği, güvenliğin kalıcı biçimde sağlandığı, şehirlerin ve kırsal alanların huzur iklimine kavuştuğu Türkiye’de kalkınma hamlesinin önündeki en büyük engellerden biri ortadan kalkacaktır.”
“MHP Türkiye’nin sigortasıdır”
Bahçeli, Türk milliyetçiliğinin “her bir insanını, her bir hanesini bir saymak; Türk milletini bir bütün olarak kavramak” olduğunu ifade ederek, “Geçmişin hatıralarına sığınıp orada yaşayanların değil geleceğin Türkiye’sini inşa etmeye namzet olanların ufkudur” dedi.
“Milliyetçi Hareket Partisi; dün olduğu gibi bugün de Türkiye’nin sigortasıdır” ifadesini kullanan Bahçeli, “Bu sorumluluğun bugünkü aşaması, terörün her türlüsünün topraklarımızdan ebediyen tasfiyesidir” diye konuştu.
“Terörsüz Türkiye bugünün değil yarının meselesi”
Terörsüz Türkiye’nin “teslimiyet” ya da “terör örgütüyle pazarlık” olmadığını anlatan Bahçeli, şöyle devam etti:
“Terörsüz Türkiye; devleti zayıflatmak, milli iradeyi gevşetmek, aziz milletimizin kırmızı çizgilerini çiğnemek, hassasiyetlerini kurcalamak, güvenlik ilkelerini sulandırmak hiç değildir.
Şayet böyle tasavvurlara girişen varsa; Milliyetçi Hareket Partisi’ni vatana ihanetin merkezine koymaya cüret ediyorlarsa; Türk milliyetçiliğinin komuta merkezini terörle aynı terazide tartmaya kalkışıyorlarsa gaflet zindanlarına düşmüşlerdir, basiretsizliğin karanlık dehlizlerinde yolunu kaybetmişlerdir.
Hiç kimse Milliyetçi Hareket Partisi’nin adını terörle yan yana getiremez. Hiç kimse bu hareketin ülkücü şehitlerimizin kanıyla, taş medreseli büyüklerimizin çilesiyle, milletimizin duasıyla, dava arkadaşlarımızın sadakatiyle yoğrulmuş müktesebatını lekeleyemez.
Bilinmelidir ki Terörsüz Türkiye; Türk milletinin kanlı bir musibetten kurtulmasıdır. Devletimizin güvenliğimize harcadığı enerjisini kalkınma iradesine dönüştürmesidir. Kardeşliğimizin yeniden ve daha sağlam biçimde, Anadolu’nun her karışında kavileşmesidir.
Terörsüz Türkiye; yalnızca bugünün değil, yarının da meselesidir. Terörsüz Türkiye; yalnızca iç güvenliğin değil, dış politikanın da meselesidir. Terörsüz Türkiye; yalnızca bir asayiş hedefi değil, büyük ve güçlü Türkiye idealinin ana sütunlarından biridir.”
Hürmüz Boğazı’ndan mutfağa
Bahçeli, ABD-İsrail-İran arasındaki gerilimin yalnızca üç ülke arasında geçen bir askeri veya diplomatik çekişme olmadığını, geniş bir alanı etkileyebilecek büyük bir deprem potansiyeli taşıdığını söyledi.
Devlet Bahçeli, “Hürmüz Boğazı’nda yaşanan her sarsıntı, petrol tankerlerinin rotasını değiştirmekte; değişen rotalar, mazot fiyatlarına, gübre maliyetlerine, çiftçinin ekim kararına, sanayicinin üretim hesabına, ihracatçının rekabet gücüne, vatandaşımızın mutfağına kadar uzanmaktadır” dedi.
Terörsüz Türkiye’de sırada siyasi ve hukuki düzenlemeler var
Sınır ötesindeki kriz ile sınır içindeki huzur aynı stratejik denklemin parçaları olduğunu anlatan Bahçeli, “Terörü milletimizin gündeminden geri dönülmemek üzere çıkarmak, güvenlik mecburiyetiyle tüketilen imkanları kalkınma seferberliğine dönüştürmek Terörsüz Türkiye ile vücut bulacaktır” diye konuştu.
TBMM’de oluşturulan komisyonun çalışmalarını tamamladığını ve “tarihi bir vazife üstlendiğini” anlatan Bahçeli, şöyle devam etti:
“Sırada siyasi ve hukuki düzenlemeler vardır. Gazi Meclisimizde gerekli yasama faaliyetleri hız kazanacaktır. Teklifler değerlendirilecek, her partiden madde önerileri alınacak, kanunlaştırma sürecinin çerçevesi millet iradesiyle oluşturulacaktır.
Günlük siyasi kazançların, küçük hesapların telaşıyla bu tarihi yükümlülüğe sırt çevrilmemelidir. Kalabalıkları galeyana getirmek, kitleleri yönlendirmek uğruna bu mühim dönemeçte milletimizi kutuplaştırma gafletine düşülmemelidir.”
“Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü”
Bahçeli, 20 Mart 2025’teki “4 Mayıs 2025 Pazar günü Muş’un Malazgirt ilçesinde PKK’nın kongresini toplayarak fesih tartışmalarına son noktayı koymalıdır” çağrısını hatırlatarak, bunu “Terörsüz Türkiye hedefinin taşıdığı stratejik manaya yaslanan bilinçli ve milli bir çağrı” olarak niteledi.
Terör örgütü PKK mensubu bir grubun 11 Temmuz 2025 tarihinde sembolik törenle silah bırakması, bu tarihi çağrının ve Terörsüz Türkiye iradesinin karşılık bulduğu önemli bir aşama olduğunu anlatan Bahçeli, “Elbette bu tören tek başına nihai sonuç değildir. Süreç titizlikle, güvenlik hassasiyetlerinden taviz verilmeden yürütülecektir” dedi.
“Abdullah Öcalan’ın statü meselesinin konuşulması da daha önce ifade ettiğimiz gibi, bizim açımızdan önemlidir” diyen Bahçeli, şöyle konuştu:
“Bu mesele yokmuş gibi davranarak sürecin sağlıklı işlemesi mümkün değildir. Sürecin yürütülmesini istiyorsak, çağrımızın bağlayıcı olmasını temenni ediyorsak, örgütün tüm unsurlarıyla feshi ve silahların teslimini takip eden bu süreçte bunun hukuki, siyasi ve vicdani ölçüler içinde açıkça değerlendirilmesi gerekir.
Türkiye’nin güvenliği ve geleceği söz konusuysa ani reflekslere, duygusal tepkimelere, sosyal medya gürültülerine, siyasi yaygaralara, temelsiz muhalefet tantanalarına, takvimi meçhul belirsizliklere mahal veremeyiz.
Abdullah Öcalan için statü açığı varsa; bu açık Türkiye Cumhuriyeti lehine, Terörsüz Türkiye hedefinin başarısına hizmet edecek biçimde ele alınmalıdır. Bu noktada ihtiyaç duyulacak mekanizmanın adı ne olursa olsun, özü açık olmalıdır: Bu mekanizma; toplumsal onarımı, siyasal normalleşmeyi, demokratik katılımı, kardeşlik hukukunu, kamu düzenini, milli güvenliği ve huzurlu geleceği birlikte gözetmelidir.
Bu tartışmalara son vermek için bunun adının “Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü” olmasını öneriyorum. Fakat elbette başka alternatifler de üretilebilir. Temennimiz PKK’nın kurucu önderliğinin bir tanım altında görev yapmasıdır. Çünkü meselenin esası; terörün tamamen tasfiye edilmesi, silahların susması, terörün gündemimizin dışına kesin biçimde çıkarılması, siyasetin terör vesayetinden arındırılması ve toplumsal bütünleşmenin sağlanmasıdır.”
“Türkiye’yi yönetmek ciddiyet ister”
“Cumhur İttifakı, yalnız seçim dönemlerinde kurulan sandık birlikteliği” olmadığını anlatan Bahçeli, “Türkiye’nin terörle mücadelesinde, millî iradenin korunmasında, savunma sanayii hamlesinde, dış politika kararlılığında, devlet-millet sürekliliğinde ve kriz zamanlarında istikrarın muhafazasında önemli bir siyasi hat” oluşturduğunu söyledi.
Bahçeli şöyle konuştu:
“Kabine, bürokrasi ve Cumhur İttifakı unsurları aynı hedefe bakmalı, aynı istikamete yürümeli, aynı tarihî sorumluluğun ağırlığını taşımalıdır. Her bakanlık bir cephe, her kurum bir mevzi, her karar Türkiye’nin büyük yürüyüşünün parçası olarak görülmelidir.
İç siyasetin dili, seviyesi ve sorumluluk anlayışı da aynı ciddiyete ulaşmalıdır. Dünya ağır bir belirsizlik döneminden geçerken Türkiye’nin iç siyaseti ve Terörsüz Türkiye vizyonu küçük hesaplara, günlük çekişmelere ve dar parti menfaatlerine sıkıştırılamaz.
Türkiye’yi yönetmek ciddiyet ister. Türkiye’yi yönetmeye talip olmak dirayet, azamet ve ağır bir mesuliyet ister. Millî meseleler, kişisel çıkar siyasetinin gölgesinde konuşulamaz. Milletin kaderi, devletin bekası ve vatanın istikameti böylesi bir hafiflikle taşınamaz. Bu ülkeyi yönetmeye talip olanın uykusu kaçmalı, saçları ağarmalı, kalbi acımalı, zihni yorulmalı, vicdanı sızlamalıdır. Çünkü devleti yönetmeye talip olanın zihnindeki ve kalbindeki yük, onun ayaklarının yerden kesilmesine izin vermez; onu sürekli yere, millete ve hakikate bağlar.
Bu yük büyük, bu yük çetin, bu yük mukaddestir. Aklımız rehberimiz, imanımız kalkanımız, sabrımız siperimiz oldukça Allah’ın izniyle hiçbir engel önümüzü kesemeyecek, yürüyüşümüzü durduramayacaktır.”
“Muhalefet etmek başka, ortak aklı zehirlemek başka”
Devlet Bahçeli, “Elbette siyaset rekabet alanıdır. Farklı partiler olacaktır, eleştiri yapılacaktır. Demokrasinin tabiatı budur. Ancak eleştiri başka, ülkenin moralini yıpratmak başkadır. Rekabet başka, Türkiye’nin istikametini karartmak başkadır. Muhalefet etmek başka, millî meselelerde ortak aklı zehirlemek başkadır” diye konuştu.
“Türkiye’ye muhalefet edilmez, iktidara edilir”
Bahçeli, milli meselelerde sorumluluk almanın ve milletin ortak huzurunu siyasi hesapların üzerinde tutmak gerektiğini belirterek, şöyle devam etti:
“Muhalefet yaparken düşülen temel zafiyet de burada ortaya çıkmaktadır. Mesele yalnız sert söz söylenmesi veya iktidarın eleştirilmesiyle sınırlı kalmamaktadır. Asıl sorun, Türkiye’nin içinde bulunduğu tarihî dönemecin doğru okunamaması, her meselenin günlük polemik, şahıs tartışması ve dar parti çıkarı üzerinden okunmasıdır ve bu ciddi bir ufuk eksikliğidir.
Türkiye’ye muhalefet edilmez; iktidara muhalefet edilir. Hükümete eleştiri yöneltilir. Politikalara alternatif teklif edilir. Ancak Türkiye’nin imkânlarını küçümseyen, milletin moralini bozan, dışarıdaki baskılara içeride söylem desteği veren, her stratejik adımı itibarsızlaştırmaya çalışan çizginin adı siyasal sığlıktır.
Bu noktada Terörsüz Türkiye başlığını siyasi rekabetin gürültüsüne kurban etmeyeceğimizin altını çizmek gerekir. Devletin güvenlik anlayışını da milletin huzur arayışını da bölgemizdeki istikrar ihtiyacını da gündelik polemiklerin oyuncağı haline getirmeyiz.
Kim bu süreci sığ hesaplara indirgerse, Türkiye’nin önündeki stratejik fırsatı okuyamamış olur. Kim bu hedefi karalamaya kalkarsa; anaların gözyaşını, gençlerin beklediği umudu, şehirlerin beklediği yatırımı, yarının şafağında bizi bekleyen büyük ve güçlü Türkiye’yi görmezden gelmiş olur.
Terörsüz Türkiye meselesinde kaybedilecek her gün, Türkiye’nin geleceğinden eksilmiş bir gündür.”
CHP’nin ‘mutlak butlan’ davası yorumu
Bahçeli, partisinin grup toplantısında çıkışta gazetecilerin CHP’ye yönelik “mutlak butlan” davasına ilişkin sorusuna şu yanıtı verdi:
"Cumhuriyet Halk Partisi, Cumhuriyet'in kurulduğu günden bu yana var olan en önemli bir siyasi kurumdur. Bu kurumun içinin karıştırılması, parçalanması, hukuki yönden zedelenmesi veyahut başka amaçlarla kullanılmasına müsaade edilmemesini temenni ederim.
Onun için ayrımdan, sert eleştirilerden, beraber olduğu insanları küçümseyerek yoluna devam edeceği yerde milletle buluşmayı tercih etsin. Ve CHP üzerine düşen tarihi sorumluluğu üstlenmiş olsun. "








