KONULAR
İran savaşının maliyeti düşündürüyor
Donald Trump’ın İsrail ile İran’a saldırısı, ABD iç siyasetinde ciddi tartışmalara yol açıyor.
Başkan, seçim kampanyasında yeni savaşlar başlatmayacağını ve mevcut çatışmaları sonlandıracağını vadetmişti ve buna paralel olarak, MAGA hareketi de “Artık sonsuz savaşlar yok” sloganını benimsemişti.
Ancak birkaç ay önce Nobel Barış Ödülünü hak ettiğini iddia eden Trump, ABD’yi İran’a karşı İsrail ile birlikte harekete geçirerek savaşla anılır hale geldi.
Ocak ayında Venezuela’ya operasyon talimatı verip tartışmalı Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun kaçırılmasını onaylamış olan Trump, artık İran saldırılarını savunmak durumunda kalıyor.
Kamuoyu ve anketler
Savaşın maliyeti ve etkileri kamuoyunu bölerken, yapılan anketler Trump’ın desteğinin sınırlarını ortaya koyuyor.
CNN’in anketine göre, Amerikalıların yüzde 59’u İran’a hava saldırılarını desteklemediğini, yüzde 41’i ise desteklediğini belirtti.
Reuters anketi ise katılımcıların yüzde 43’ünün savaşa karşı, yüzde 27’sinin destekleyici, yüzde 29’unun kararsız olduğunu ortaya koydu.
Her iki ankette de desteğin en yüksek olduğu grup, Trump’ın Cumhuriyetçi seçmenleri. Ancak MAGA tabanında özellikle eski Fox News yorumcusu Tucker Carlson gibi isimlerin saldırıları “kesinlikle iğrenç ve şeytanî” olarak nitelendirmesi, hareket içinde çatlaklar oluştuğunu gösteriyor.
Ekonomik etkiler ve iç siyaset
Berlin merkezli Politika ve Bilim Vakfının Amerika Araştırma Grubu Yöneticisi Johannes Thimm, savaşın ekonomik etkilerinin eleştirileri artıracağını belirtiyor
Thimm, “Benzin fiyatları artıyor, enflasyon yükseliyor. Trump’ın seçim vaatlerinden biri enflasyonu düşük tutmaktı. Savaş ABD bütçesine büyük yük getiriyor” diyor.
Brookings Enstitüsünden Jonathan Katz de Ortadoğu’daki kriz ve yükselen enerji fiyatlarının, zaten kırılgan olan Amerikan ekonomisine baskı yapacağını, Kongre’deki gündemin de iç siyasetteki meseleleri kolayca çözmeyeceğini belirtiyor.
Kongre ve yasal tartışmalar
Trump, Kongre onayı olmadan saldırı kararı almış durumda.
Demokratların “Savaş Yetkileri” tasarısı, Senato ve Temsilciler Meclisi’nde reddedildi. Trump, Kongre çoğunluğu Cumhuriyetçi olmasına rağmen, Başkan olarak sınırlı askeri operasyonları 60 gün boyunca Kongre onayı olmadan yürütme yetkisini savunuyor.
ABD anayasasında savaş ilan etme yetkisinin Kongre’ye ait olduğu belirtiliyor, ancak günümüz askerî operasyonlarda resmî savaş ilanı olmadan da harekât başlatılabiliyor.
Savaşın seçimlere etkisi
Düşünce kuruluşu Atlantic Council’den siyaset bilimci Thomas Warrick, Trump’ın tek başına hareket etmesinin seçimler açısından risk oluşturduğunu belirtiyor. Ancak savaş başarılı olursa Trump’a destek artabilir, başarısız olursa iç siyasette büyük gerileme riski doğuyor.
Kasım 2026’daki ara seçimler, Temsilciler Meclisi’nin 435 üyesi ve Senato’nun üçte biri için hayatî önemde. Cumhuriyetçiler, Trump’ı desteklemekle savaşın yükü arasında ikilem yaşıyor.
Savaşın belirsizliği
Trump yönetiminden farklı açıklamalar geliyor.
Savunma Bakanı Pete Hegseth, operasyonu istedikleri gibi sürdürebileceklerini söylüyor. Ancak balistik füzeler ve insansız hava araçlarına karşı yeterli silah bulunup bulunmadığı tartışılıyor.
MAGA içindeki bazı isimler, ABD’nin İsrail tarafından savaşa sürüklendiğini öne sürüyor ve savaşın gerekçesi ile hedefleri hâlâ net değil.
Düşünce kuruluşu Brookings’ Enstitüsünden Jonathan Katz, “Trump yönetimi, Ortadoğu’daki binlerce Amerikalıyı nasıl koruyacağını düşündü mü? Harekâtın niteliği ve süresi hem ABD hem de dünya için ciddî sonuçlar doğuracak” diyor.
Belirsizlik ve tartışmalar, Trump’ın iç siyasette karşılaşacağı zorlukların hâlâ devam ettiğini ortaya koyuyor.
Körfez monarşileri de endişeli
ABD yönetimi İran ile savaşın yakında sona erebileceğine işaret eden açıklamalar yapsa da, Basra Körfezi’ndeki petrol monarşileri çatışmanın gidişatı konusunda henüz ikna olmuş değil!
Bölge ülkeleri özellikle Washington’un savaş hedeflerinin sürekli değişmesinden kaygı duyuyor.
Başlangıçta İran’ın nükleer kapasitesinin yok edilmesi olarak dile getirilen hedefler, daha sonra Tahran’da rejim değişikliği ve ülkenin balistik füze programının ortadan kaldırılması gibi farklı amaçlara evrildi.
Birleşik Arap Emirlikleri merkezli düşünce kuruluşu Emirlikler Politika Merkezinden araştırmacı Mervan Elbaluşi, “ABD’nin çıkış stratejisinin ne olduğunu bilmiyoruz. Hangi noktada zafer ilan edebilecekler?” dedi.
Öncelik: istikrar
Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Katar ve diğer Körfez monarşileri için öncelik, bölgesel istikrarın korunması. Bu ülkeler hem hidrokarbon ihracatı için kritik öneme sahip Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin sürmesini hem de ekonomilerini çeşitlendirmek için yabancı yatırımların devamını istiyor.
Ancak İran’ın saldırılarının sürmesi, bölgedeki ülkeleri istemedikleri bir askerî tırmanışa sürükleyebilir. Uzmanlara göre, Tahran, uzun süreli kayıpları göze alabilirken, Körfez ülkeleri için bu durum çok daha zor!
Binlerce saldırı
28 Şubat’tan bu yana Körfez ülkelerini hedef alan üç binden fazla mühimmatın ateşlendiği, bunların yaklaşık 700’ünün füze olduğu bildiriliyor.
En fazla hedef alınan ülke ise yaklaşık 250 füze ve 1.500’den fazla insansız hava aracıyla Birleşik Arap Emirlikleri oldu.
Saldırıların büyük bölümü hava savunma sistemleri tarafından engellendi. Ancak bazı füzeler ve insansız hava araçları ABD çıkarlarına ait tesisler ile sivil altyapıya zarar verdi. Bunlar arasında konutlar, petrol ve gaz üretim tesisleri ile Bahreyn’deki bir deniz suyu arıtma tesisi bulunuyor.
“Kolay hedef değiliz”
Artan saldırılar karşısında bölge liderlerinin tonu da sertleşiyor. BAE Devlet Başkanı Muhammed bin Zayed El Nahyan, ülkesinin düşmanlarına hitaben “BAE kolay bir hedef değildir” dedi.
Buna rağmen Körfez monarşileri hâlâ savunma pozisyonunda kalmaya çalışıyor ve İran topraklarına doğrudan saldırı düzenlemekten kaçınıyor.
İsrail basınında BAE’nin İran’daki bir tesisin bombalanmasına katıldığına ilişkin haberler ise Abu Dabi tarafından yalanlandı.
BAE Devlet Başkanının diplomatik danışmanı Enver Gargaş, ülkesinin attığı her adımın “açık ve kamuya duyurulmuş” olacağını belirterek, amaçlarının “sürekli saldırıları durdurmak, ancak tırmanmanın parçası olmamak” olduğunu söyledi.
Diplomatik çözüm çağrısı
Katar Başbakanı Muhammed bin Abdürrahman el Sani de diplomatik çözüm çağrısında bulunarak, mümkün olan her durumda gerilimi düşürecek yollar aranması gerektiğini söyledi.
Analistlere göre, Körfez ülkeleri, askerî bir tırmanışın turizm, yabancı yatırım ve ekonomik çeşitlendirme hedeflerine zarar vermesinden endişe ediyor.
“Irak senaryosu” korkusu
Bölge başkentlerinde bir diğer kaygı da İran devletinin tamamen çökmesi ihtimali.
Uzmanlar, Tahran’ın tamamen dağılması durumunda bunun Irak ve Suriye’de görülen istikrarsızlığa benzer sonuçlar doğurabileceğini belirtiyor.
ABD’nin 2003’te Irak’ı işgal ederek Saddam Hüseyin rejimini devirmesinin ardından ülkenin uzun süreli kaosa sürüklendiğini hatırlatan uzmanlar, benzer bir senaryonun İran için de bölgesel güvenlik risklerini artırabileceği uyarısında bulunuyor.
Körfez ülkeleri, bu nedenle, İran’ın gücünün sınırlandırılmasını desteklese de, devletin tamamen çökmesinin bölgede daha büyük bir istikrarsızlığa yol açabileceğinden endişe ediyor.








