KONULAR
2035'e kadar küresel düzen için beş senaryo
Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS), Brookings Enstitüsü ve Dış İlişkiler Konseyi tarafından yapılan bir analiz, uluslararası sistemin önümüzdeki on yıl içinde bir geçiş dönemine doğru ilerlediğini ortaya koyuyor.
Bu değişim, ABD'nin hegemonyasındaki göreceli gerileme ve Çin'in hızlı yükselişiyle karakterize ediliyor. Bu durum, 2035 yılına kadar küresel güç dengesini yeniden şekillendirecek beş ana senaryoya kapı açıyor.
Birincisi: İki kutuplu bir dünya
Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi'nin (CSIS) analizlerine göre, dünya, yeni bir Soğuk Savaş'ı andıran ancak ekonomik ve teknolojik araçlarla yürütülen, ABD liderliğindeki bir eksen ile Çin liderliğindeki bir eksen arasında potansiyel bir bölünmeye doğru ilerliyor.
Brookings Enstitüsü'nün raporlarına göre Washington, ittifaklarını güçlendirmeyi, Çin teknolojisine kısıtlamalar getirmeyi ve üretim zincirlerini başka yerlere kaydırmayı hedefliyor. Bu arada Pekin, küresel ekonomik ve askeri etkisini genişletmek ve Batı'ya olan bağımlılığını azaltmak için çalışıyor.
Bu değerlendirmeler, en önemli gerilim noktalarının Tayvan ile ilgili olmaya devam edeceğini gösteriyor. Yapay zekâ ve tedarik zincirleri alanlarında da rekabetin yoğunlaşması bekleniyor. Bu durum, küresel ekonomide belirgin bir bölünmeye yol açabilir.
İkincisi: Çok kutuplu bir dünya
Dış İlişkiler Konseyi ve Atlantik Konseyi tarafından yapılan çalışmalar, tek kutuplu hegemonyacı modelin gerilemesi ve çok kutuplu bir sistemin ortaya çıkacağını öngörüyor. Bu sistemde güç, ABD, Çin, Avrupa Birliği, Hindistan ve Rusya arasında dağılıyor. Ayrıca BRICS gibi yükselen blokları da içeriyor.
Bu senaryo, daha esnek, ancak aynı zamanda daha değişken bir uluslararası ilişkiler sistemini ima etmektedir. Ayrıca, Suudi Arabistan, Türkiye ve Brezilya gibi orta güçlerin, büyük bloklar arasındaki güç dengesini yönetmede artan bir rol üstleneceğini öngörüyor.
Üçüncüsü: Amerikan üstünlüğünün devamı
Çin’in yükselişine rağmen, RAND Corporation ve Dış İlişkiler Konseyi’nin raporları, ABD’nin hala yapısal üstünlük unsurlarına sahip olduğunu gösteriyor. Bu avantajların en önemlileri, doların gücü, askeri ittifak ağı ve ileri teknoloji ile bilimsel araştırma alanındaki hakimiyeti.
Buna karşılık, aynı analizler Çin’in karşı karşıya olduğu zorluklara da işaret ediyor; örneğin büyümenin yavaşlaması, emlak krizi ve demografik değişimler. Bu durum, ABD’nin 2035 yılına kadar hakimiyetini sürdürmesine olanak sağlayabilir. Ancak, ABD, Soğuk Savaş sonrası dönemi karakterize eden mutlak hegemonyasını sürdüremeyebilir.
Dördüncü: Büyük güçler arasında askeri bir çatışma olasılığı
Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS) tarafından yapılan araştırmalar, en tehlikeli senaryonun, özellikle Tayvan konusunda Amerika Birleşik Devletleri ile Çin arasında doğrudan bir askeri çatışma olması olduğu konusunda uyarıyor.
Bu araştırmalar, Doğu Asya'daki herhangi bir çatışmanın küresel ekonomide yaygın bir bozulmaya yol açabileceğini ortaya koyuyor. Ayrıca tedarik zincirlerinde bir çöküşe de neden olabilir. Dahası, enerji ve teknoloji piyasalarında ciddi bir kriz patlak verebilir. Nükleer bir tırmanma olmasa bile her iki tarafın da muazzam kayıplara uğraması beklenebilir.
Beşinci: Teknoloji ve dev şirketlerin yükselişi
Dünya Ekonomik Forumu ve Atlantik Konseyi'nin raporları, küresel gücün doğasında kademeli bir değişim olduğunu gösteriyor. Bu değişim, uluslararası sistemde kilit aktörler olarak yapay zekâ şirketlerinin, veri platformlarının ve dijital altyapının yükselişiyle besleniyor.
Bu dönüşüm, etkinin artık yalnızca devletlerin tekelinde olmadığı anlamına geliyor. Bunun yerine, etki artık hükümetler ile veri, yapay zekâ ve bilgi zincirlerini kontrol eden dev şirketler arasında paylaşılıyor.
Dönüşümlerin merkezinde Orta Doğu
Brookings Enstitüsü ve Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi'nin analizleri, Orta Doğu'nun geleneksel Amerikan hegemonyasının yerini alarak Washington ile Pekin arasındaki stratejik rekabetin sahnesine dönüşeceğini gösteriyor.
ABD'nin askeri üstünlüğünü sürdürmesi bekleniyor. Çin de ekonomik ve yatırım alanındaki etkisini genişletecek, Körfez ülkeleri ise iki güç arasında denge kurmaya yönelik politikalar benimsiyor. Mısır, Türkiye ve Suudi Arabistan gibi bölgesel güçler ise daha fazla stratejik bağımsızlık için çaba gösterecek.








